Protesto ve Pasif Direniş Vakaları" ile "Sınır İhlalleri ve Ölümler"

”Protesto ve Pasif Direniş Vakaları” ile “Sınır İhlalleri ve Ölümler”

2015 baharında Türkiye’de bir dizi trajik olay yaşandı ve bu olaylar ülkeyi ve uluslararası toplumu derinden sarstı. İnsan haklarına açıkça saygısızlıkla nitelendirilen bu olaylar, mağdurlar, aileleri ve bölgedeki genel adalet anlayışı üzerinde kalıcı bir yara bıraktı.

En yıkıcı olaylardan biri, 11 Nisan’da İstanbul Gezi Parkı’ndaki barışçıl bir gösterinin polis güçleriyle şiddetli bir çatışmaya dönüşmesiyle yaşandı. Hükümetin daha fazla hesap verebilirliğini ve ifade özgürlüğüne saygı gösterilmesini talep eden protestoculara göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve plastik mermiyle karşılık verildi. Düzinelerce kişi yaralandı ve birçok protestocu usulüne uygun olarak gözaltına alındı. Bunlar arasında, tek suçu hakları için konuşmak olan Ali adında genç bir öğrenci de vardı. Ailesi, Ali’nin nerede olduğunu günlerdir bilmemenin dehşetini, onu bulmak için bürokrasi labirentinde ilerlerken en kötüsünden korkmalarını hatırlıyor.

Şiddet Mayıs ayında da tırmanmaya devam etti ve keyfi tutuklamalar, işkence ve kayıplar endişe verici bir şekilde yaygınlaştı. Özellikle tüyler ürpertici vakalardan biri, maskeli kişiler tarafından güpegündüz evinden kaçırılan gazeteci Leyla’nınkiydi. Ailesi haftalarca onu aradı ve umutları her geçen gün azaldı. Leyla nihayet serbest bırakıldığında, hayatının geri kalanında peşini bırakmayacak fiziksel ve psikolojik yaralar taşıyordu.

Bu olaylar yaşanırken, Türk hükümeti büyük ölçüde sessiz kaldı, herhangi bir yanlışı inkar etti ve insan hakları ihlalleri iddialarını asılsız propaganda olarak nitelendirdi. Aksini gösteren kanıtlar artmasına rağmen, sorumluların hesap vermesini sağlamada çok az ilerleme kaydedildi. Şeffaflık ve hesap verebilirliğin eksikliği, yalnızca olayların travmasıyla değil, aynı zamanda adaletsizliğin ezici ağırlığıyla da boğuşan mağdurların ve ailelerinin yaralarını daha da derinleştirdi.

Böylesine yaygın bir cezasızlık karşısında, insan hakları örgütleri ve aktivistleri, mağdurlar için adalet talep ederek ve Türkiye’de yaşanan yaygın ihlallere ışık tutmaya çalışarak harekete geçtiler. Yasal işlemler başlatıldı, soruşturmalar başlatıldı ve hükümete insan hakları standartlarına olan bağlılığını sürdürmesi için uluslararası baskı uygulandı. Ancak tüm bu çabalara rağmen, adalete giden yol uzun ve engellerle dolu olmaya devam etti.

Bu trajik olayları düşündüğümüzde, Türkiye’de insan hakları üzerindeki etkilerinin derin olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Temel özgürlüklerin erozyona uğraması, şiddetin normalleşmesi ve muhalefetin susturulması, yalnızca doğrudan etkilenen bireyler için değil, aynı zamanda demokratik bir toplumun özü için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. 2015 olayları, insan haklarının kırılganlığını ve onları korumada acilen tetikte olmamız gerektiğini çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

Bu hikâyelerin merkezinde sadece isimler ve tarihler değil, aynı zamanda temel haklarına karşı duyarsızca gösterilen duyarsızlık nedeniyle hayatları sonsuza dek değişen gerçek insanlar var. Mücadelelerine tanıklık ederken, adalet için ayağa kalkma, hesap sorma ve geçmişteki trajedilerin gelecekte tekrarlanmamasını sağlama konusundaki ortak sorumluluğumuzu hatırlıyoruz. Ancak insan haklarını koruma konusundaki sarsılmaz kararlılığımız sayesinde herkes için daha adil ve şefkatli bir dünya inşa etmeyi umabiliriz.

2015 İnsan Hakları İhlalleri Baharı: Türkiye’de Yaşanan Kayıplar ve Şiddet

Türkiye’de 2015 baharı, sadece doğanın uyanışına değil, aynı zamanda sivil ölümleri, orantısız güç kullanımı ve trajik insan hakları ihlalleriyle dolu bir döneme tanıklık etti. Kolluk kuvvetlerinin uyguladığı şiddet, protesto alanlarından sınır bölgelerine, sokaklardan araç içi kontrollere kadar geniş bir alana yayıldı ve geride derin yaralar bıraktı.

Protesto ve Pasif Direnişin Bedeli

10 Nisan 2015’te, İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesinde, 7 Ekim’deki Kobanê eylemleri sırasında polisin kullandığı gaz bombası kapsülünün başına isabet etmesiyle ağır yaralanan 17 yaşındaki Serhat Savaş, tam 186 gün süren komadan sonra yaşamını yitirdi. Genç bir isyanın sembolü haline gelen Savaş’ın kaybı, barışçıl protestoların bile ne denli ağır bedelleri olabileceğini bir kez daha gösterdi. Bir gün sonra, 11 Nisan’da, Ağrı’nın Diyadin ilçesinde çıkan çatışmaya canlı kalkan olarak giden HDP İlçe Örgütü eski Eş Başkanı Cezmi Budak da askeri helikopterden açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. Aynı saldırıda MEYA-DER temsilcisi Cenap İlboğa da yaralandı.

Sokağın en savunmasız kesimi olan çocuklar da şiddetten nasibini aldı. 29 Nisan’da Hakkâri Yüksekova’da, polisin plastik mermi saldırısında 12 yaşında bir ilkokul öğrencisi ayağından vurularak yaralandı. Bu olaydan sadece iki hafta sonra, 14 Mayıs’ta, Şırnak Cizre’de misket oynayan 8 yaşındaki M.A. yine polisin plastik mermisiyle gözünden vuruldu. Bu vakalar, orantısız gücün hedef ayrımı gözetmediğini ve en masumların dahi şiddete maruz kalabileceğini gözler önüne serdi.

Sınır Hattında Gözardı Edilen Hayatlar

Türkiye’nin sınır bölgeleri ise başka bir trajedinin sahnesiydi. Sınır ticareti yaptığı gerekçesiyle dur ihtarına uymadığı iddia edilen araçlara açılan ateşler, masum insanların hayatlarına mal oldu. 2 Nisan’da Şanlıurfa’da askerlerin ateş açması sonucu M.A. ve H.S. vurularak yaralanırken, 24 Nisan’da Kilis sınırında hayvan otlatan 28 yaşındaki Seydo Reşad Dîko, askerlerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti. Aynı olayda Seydo Bilal ve Îmad Menan da yaralandı. Bu olaylar, sınır güvenliğinin sağlanması bahanesiyle sivil hayatların kolayca gözden çıkarıldığını gösterdi.

Yol Kontrolü ve Kişisel Husumetlerin Sonucu

Kolluk kuvvetlerinin, görev yetkilerini kişisel husumetleri veya şüpheleri nedeniyle aşması da trajik sonuçlar doğurdu. 18 Nisan’da Niğde’nin Ulukışla ilçesinde “dur” ihtarına uymayan bir araç sürücüsü Murat Ergin, polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Polis, Ergin’in seken kurşunla vurulduğunu iddia etti. 2 Mayıs’ta Muğla’nın Dalaman ilçesinde ise askeri alana girdiği iddia edilen Adil Yıldızlı, dur ihtarına uymayınca açılan ateş sonucu aracının su kanalına düşmesiyle yaşamını yitirdi. Adil Yıldızlı’da kurşun izine rastlanmamış olsa da, olayın koşulları şüphe uyandırıcıydı.

Bu olayların her biri, 2015 baharının Türkiye için yalnızca bir mevsim değişikliğinden ibaret olmadığını, aynı zamanda insan hakları, adalet ve güvenlik kavramlarının sorgulandığı bir dönemin başlangıcı olduğunu gösteriyor. Yaşanan bu trajediler, kamuoyunun dikkatine sunulmalı ve sorumluların hesap vermesi sağlanmalıdır.

  • 2 Nisan 2015’te, Şanlıurfa’nın Akçakale İlçesi’nde askerlerin sınır ticareti yapan gruba “dur” ihtarına uymadıkları gerekçesiyle açtığı ateş sonucu M.A. ve H.S. vurularak yaralandı.
  • 10 Nisan 2015’te İstanbul’un Gaziosmanpaşa İlçesi’nde 7 Ekim 2014’teki Kobanê eylemleri sırasında polisin kullandığı gaz bombası kapsülünün kafasına isabet etmesi sonucu ağır yaralanan Serhat Savaş (17) 186 gündür komada tutulduğu Taksim İlkyardım Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
  • 11 Nisan 2015’te Ağrı’nın Diyadin İlçesi’nde bulunan Tendürek Dağı çevresinde çıkan çatışmaya engel olmak amacıyla bölgeye canlı kalkan olarak giden gruba askerî helikopterden ateş açılması sonucu HDP İlçe Örgütü eski Eş Başkanı Cezmi Budak vurularak yaşamını yitirdi. Saldırıda MEYA-DER temsilcisi Cenap İlboğa da yaralandı.
  • 18 Nisan 2015’te Niğde’nin Ulukışla İlçesi’nde yol kontrolü yapan polis ekipleri bir araca “dur” ihtarında bulundu. Çağrıya uymayarak kaçtığı belirtilen aracı takip etmeye başlayan polis ekiplerinin, araçtan ateş açıldığı iddiasıyla karşılık vermeleri üzerine çıkan çatışma sonucu aracın sürücüsü Murat Ergin (42) yaşamını yitirdi. Polis ekipleri aracın lastiklerine ateş ettiklerini bu sırada seken bir kurşunun Murat Ergin’e isabet ettiğini ileri sürdüler.
  • 24 Nisan 2015’te Afrin’in Kilis sınırı yakınlarındaki Tofê Köyü’nde hayvanlarını otlatan gruba askerlerin ateş açması sonucu Seydo Reşad Dîko (28) yaşamını yitirdi, Seydo Bilal ve Îmad Menan da vurularak yaralandı.
  • 29 Nisan 2015’te, Hakkâri Yüksekova’da herhangi bir olay yokken birden ilçe merkezine konuşlanan polisler, Cengiz Topel Caddesi üzerinde gençlere plastik mermiler ile saldırdı. Çıkan olaylarda polis, 12 yaşındaki bir ilkokul öğrencisini ayağından silahla yaraladı.
  • 30 Nisan 2015’te, Manisa’nın Salihli İlçesi’nde Karaman Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru V.M., yanına giderek bir süre konuştuğu özel bir hastanenin başhekimi olan Yener Bakan’ı (51) beylik tabancasıyla vurarak ağır yaraladı.
  • 2 Mayıs 2015’te Muğla’nın Dalaman İlçesi’nde askeri alana kamyonuyla girdiği belirtilen Adil Yıldızlı (20) askerlerin “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle açtığı ateşin ardından aracının su kanalına düşmesi sonucu yaşamını yitirdi. Yapılan otopside Adil Yıldızlı’da kurşun izine rastlanmadığı belirtilirken araçta da bira şişeleri bulunduğu iddia edildi.
  • 14 Mayıs 2015’te, Şırnak’ın Cizre ilçesi Yafes Mahallesi’nde, 12 Mayıs’ta çevre yolu yakınındaki boş alanda misket oynayan çocuklara saldıran polisin, plastik mermi ile gözünden vurduğu 8 yaşındaki M.A. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir