Demokrasinin Sınavı: 2015 Türkiye İnsan Hakları Karnesi
Türkiye, 2015 yılında ülkede demokrasi ve özgürlüğün temellerini sarsan bir dizi korkunç insan hakları ihlaline tanık oldu. Medya özgürlüğüne yönelik baskılardan muhalefetin bastırılmasına kadar, Türk hükümetinin temel insan haklarına gösterdiği saygısızlık, aktivistler ve küresel gözlemciler arasında yaygın bir endişeye yol açtı.
2015 yılında yaşanan en şok edici olaylardan biri, hükümete karşı konuşmaya cesaret eden gazetecilerin, akademisyenlerin ve aktivistlerin tutuklanıp hapse atılmasıydı. Bunlar arasında, Türk istihbarat teşkilatlarının Suriyeli isyancılara yaptığı iddia edilen silah sevkiyatlarını haberleştirdiği için hapis cezasına çarptırılan ünlü gazeteci Can Dündar da vardı. Basın özgürlüğüne yönelik bu apaçık saldırı, hükümeti eylemlerinden sorumlu tutmaya çalışan herkese ürkütücü bir mesaj gönderdi.
Ayrıca, Türk hükümetinin ülkenin güneydoğu bölgesindeki Kürt nüfusa yönelik acımasız baskısı da ciddi insan hakları endişelerine yol açtı. Cizre ve Silvan gibi ilçelerde, Türk güvenlik güçleri çok sayıda sivilin ölümüne ve geniş çaplı yıkıma yol açan askeri operasyonlar başlattı. Masum erkekler, kadınlar ve çocuklar çapraz ateşe tutuldu ve birçoğu hayatını kaybetti veya evlerinden zorla çıkarıldı.
Bu şok edici ihlallere ek olarak, Türkiye 2015 yılında cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılıkta rahatsız edici bir artışa da tanık oldu. Kadınlar ve kız çocukları, yetersiz yasal korumalar ve toplumsal tutumlar nedeniyle aile içi şiddet, cinsel saldırı ve kadın cinayeti riskleriyle karşı karşıya kaldı. Mağdurlar için kapsamlı destek hizmetlerinin olmaması, travmalarını daha da ağırlaştırdı ve adalet arama becerilerini engelledi.
Bu insan hakları ihlallerinin sonuçları yıkıcı oldu; sayısız birey ve toplum, devlet destekli baskının fiziksel, duygusal ve psikolojik sonuçlarına katlanmak zorunda kaldı. Aileler parçalandı, geçim kaynakları yok edildi ve devlet kurumlarına olan güven sarsıldı. Temel hak ve özgürlüklerin aşınması, Türk toplumunda kalıcı bir yara bırakarak, adalete ve eşitliğe değer veren herkes için bir korku ve belirsizlik ortamı yarattı.
Uluslararası toplumun bu vahşeti kabul etmesi ve kınaması zorunludur; çünkü sessizlik, şiddet ve cezasızlık döngüsünün sürmesine hizmet eder. Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin insani etkileri konusunda farkındalık yaratarak ve hesap verebilirlik ve adaleti savunarak, gelecekteki vahşetlerin önlenmesine ve tüm bireylerin onur ve saygıyla yaşayabilmelerine yardımcı olabiliriz. Susturulan ve ötekileştirilenlerle dayanışma içinde olalım ve herkes için insan hakları ilkelerini savunmak için birlikte çalışalım.
- 25 Şubat 2015’te, Şırnak’ın Cizre ilçesinde, Silopi’ye doğru giden askeri araçtan hiçbir olay olmamasına rağmen çevreye rastgele gaz bombası atıldığı belirtildi. Atılan gaz bombası fişeklerinden biri 11 yaşındaki Selman Akbay’ın göğsüne isabet etti. Ağır yaralanan Akbay, çevrede bulunan yurttaşlar tarafından Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
- 8 Mart 2015’te, IŞİD’le YPG/YPJ arasında çatışmalar devam ederken Rojava’nın Qamişlo Kantonu’ndan ateşlendiği ileri sürülen bir kurşun Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde bir inşaatta çalışan Aydın Bilgiç’e (50) isabet etti. Ağır yaralı halde hastaneye kaldırılan Aydın Bilgiç yaşamını yitirdi.
- 6 Mart 2015’te Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde başlayan 4. Dünya Kadın Yürüyüşü kapsamındaki etkinlikleri izlemek için sınıra yakın bir noktada bekleyen gruba askerlerin açtığı ateş sonucu Ahmet Al (18) vurularak yaralandı.
- 12 Mart 2015’te Van’ın Muradiye İlçesi’nde adı açıklanmayan bir sivil polisin, bir evin bahçesinden çıkarken kendisini hırsız zanneden çocuklara ateş açması sonucu S.D. (17) karnından yaralandı.
