Haber, hareketli Ankara şehrinin üzerinde henüz yeni doğmuşken duyuldu: Türkiye’de bir başka insan hakları ihlali vakası daha gün yüzüne çıkmıştı. Cemil Kurt, Sultan Dağtekin ve Van Gölü Anadolu Meslek ve Teknik Lisesi öğrencilerinin hikâyeleri, ülkedeki birçok kişinin karşı karşıya olduğu acı gerçekleri gözler önüne sererek, ülkeyi şoke etti.
Hükümet yolsuzluklarını korkusuzca haberleştirmesiyle tanınan gazeteci Cemil Kurt, adaletsizliklere karşı çıktığı için yetkililer tarafından hedef alındı. Gece yarısı evinden zorla kaçırıldı ve ailesi korku ve belirsizlikten başka bir şey bırakmadı. Görgü tanıkları, maskeli adamların Kurt’u nasıl sürüklediklerini ve geride ifade özgürlüğüne dair tutulmamış vaatler bıraktıklarını anlatarak tüyler ürpertici sahneyi anlattılar.
Kadın haklarını savunan siyasi aktivist Sultan Dağtekin de benzer bir kaderle karşılaştı. Hiçbir uyarı veya sebep gösterilmeden gözaltına alındı; adalet çağrıları, iktidardakilerin sağır edici sessizliği tarafından bastırıldı. Onu tanıyanlar, tutkusundan ve kararlılığından, yani onu şimdi bir hücreye kapatan, uğruna mücadele ettiği davadan soyutlayan niteliklerinden bahsediyorlardı.
Ve sonra, öğrenmeye ve gelişmeye hevesli genç zihinler olan Van Gölü Anadolu Meslek ve Teknik Lisesi öğrencileri vardı; ancak acı bir gerçekle karşılaştılar. Hükümet politikalarına karşı barışçıl bir şekilde protesto ettikleri için gözaltına alındılar, masum sesleri otoritenin ağır eli tarafından susturuldu. Özgürlük çığlıkları okulun koridorlarında yankılandı ve statükoya meydan okuma cesaretinin bedelini acı bir şekilde hatırlattı.
Bu olaylar, muhalefetin şiddet ve baskıyla karşılandığı Türkiye’de insan haklarının kırılgan durumunu acı bir şekilde hatırlatıyor. Bu ihlallerin etkisi, ilgili bireylerin çok ötesine uzanıyor ve toplumun tamamına korku ve güvensizlik gölgesi düşürüyor. Demokrasinin dokusu, adaletsizlik ve cezasızlığın ağırlığı altında parçalanma tehdidi altında, dikişlerinden yıpranıyor.
Bu vahşetlere tanıklık ederken gözlerimizi kapatmamalıyız. Haksızlığa uğrayanlarla dayanışma içinde olmalı, herkes için hesap verebilirlik ve adalet talep etmeliyiz. Özgürce konuşma, barışçıl protesto etme ve korkusuzca yaşama hakkı; bunlar her ne pahasına olursa olsun korunması gereken temel insan haklarıdır. Bu tür korkunç ihlaller karşısında sessiz kalamayız, çünkü sessiz kalmak onları hoş görmektir.
Hâlâ gözaltında tutulan Cemil Kurt’un sözleriyle: “Bir toplumun gerçek ölçüsü, en savunmasız üyelerine nasıl davrandığıdır.” Sözlerine kulak verelim ve Türkiye’de ve ötesinde insan haklarını savunma mücadelesine yükselelim. Ancak o zaman herkes için daha iyi ve daha adil bir dünya inşa etmeyi umabiliriz.
2015 Mart Ayı Raporu: Üç Şehirde Yaşanan Polis Şiddeti Vakaları
- 2015 yılının Mart ayında Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşanan olaylar, kolluk kuvvetleri tarafından sivillere yönelik şiddet ve güç kullanımının endişe verici boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor. Rapora göre, İstanbul, Diyarbakır ve Van’da yaşanan olaylarda, protestoculardan çocuklara kadar birçok masum insan yaralandı.
- 11 Mart’ta, Berkin Elvan anmasına katılmak isteyen Cemil Kurt, Okmeydanı’nda polis müdahalesinden kaçarken bir “Akrep” tipi zırhlı araç tarafından sıkıştırıldı. Aracın duvarla arasına aldığı Kurt’un omur kemikleri, bacağı ve kolu kırıldı.
- 16 Mart’ta, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’ne başvuran Sultan Dağtekin, 2 yaşındaki çocuğunun Anzele Parkı’nda oynarken bir TOMA’dan sıkılan tazyikli suyla vurulduğunu anlattı. Dağtekin, polisin olayı bilerek yaptığını söylediğini ve karakolda tehdit edildiklerini belirterek hukuki destek talep etti. Çocuğun alnında morluklar oluştu ve ruhsal durumunun bozulduğu belirtildi.
- Aynı gün Van’da, Vangölü Anadolu Meslek Teknik Lisesi’ne baskın düzenleyen polis ekipleri, okulun güvenlik kameralarını istedi. Yöneticilerin karşı çıkması üzerine bina içinde gaz bombası ve tazyikli su kullanan polisin saldırısında 14 öğrenci yaralandı. Öğrencilerden 16 yaşındaki D.Y.’nin yüzüne cam kırıkları saplandığı ve ameliyata alındığı bildirildi.

